3 Eylül 2009 Perşembe



















Minik Pastacı İşbaşında...






Defne, neredeyse mutfak masasının üzerinde büyüdüğü için olsa gerek, kurabiye- kek-pasta yapmaya pek meraklı, e gen faktörünü de unutmamak gerek...



Ayağımızın tozu ile döndüğümüz Bodrum'dan, henüz bir tas çorba pişirmeye bile fırsat olmadan "Frambuazlı Tartölet" yapımında bulduk kendimizi. Kafasına koyduğu şeyi ne yapıp edip yapan Defnem (kime çekmişse :)) sonunda beni ikna etmeyi başardı ve o minik parmakları bir çırpıda hazırladığım tart hamurunu kalıplara yerleştirmeye başladı sanki doğduğundan beri hep bunu yaparmış gibi bir marifetle... Tartöletlerin içine koyduğumuz frambuaz reçelini de kah parmak parmak yaladı, kah kaptı kaşığı elimden hamurların içine doldurdu büyük bir keyifle.



Fırın önünde bitmek bilmeyen dakikalar boyunca ve giderek tüm evi saran o baştan çıkartıcı koku eşliğinde tartöletlerin pişmesini bekleyen kızım, bana rahmetli dedem, büyük aşçı Haşim Kalaycı'yı anımsattı, toprağı bol olsun!


Babam, Osmanlı-Türk Mutfağı uzmanı, mutfak sanatçısı, gurme ve ressam Yurdaer Kalaycı'nın doğduğu yıl olan 1940'ta açtığı Haşim Et Lokantası'nda, yanında yetiştirdiği çıraklarına ve tabii babama verdiği en büyük nasihati ve leziz bir yemeğin en büyük sırrını şu cümle ile aktarırmış sevgili dedem: " Yemekle birlikte pişeceksin"... İşte bu kadar basit.


Severek yapılan bir yemeğin, pastanın, kekin, kurabiyenin lezzetinden şüphe etmeyin! Defne bu sırrı daha 4 yaşında, kendiliğinden keşfetti. Kimbilir daha ne keşiflerde bulunacak kendi yaşam yolunda....

P.S. En üst fotoğrafta, soldan sağa rahmetli dedem Haşim Kalaycı, annem Havva Kalaycı, kucağında ben, babaannem Mürvet Kalaycı, kucağında ablam Elif Dayar, babam Yurdaer Kalaycı... Yıl 1974 olmalı, erkek kardeşim İnan henüz piyasada olmadığına göre :)




Hiç yorum yok: